Balkanlar Otostop Turu Gezi Rehberi Bölüm 5 | Sırbistan

Zdravo,

Balkanlar turumun beşinci ayağı olan Sırbistan yazısı ile karşınızdayım. Daha önce sırasıyla Makedonya, Arnavutluk, Karadağ ve Bosna Hersek‘i dolaşmıştım. Sırbistan’da sadece Belgrad‘ı dolaşabildim. Sadece şehir hakkında okumak istiyorsanız üzerine tıklayarak direkt atlayabilirsiniz.

SIRBİSTAN

  • Sırbistan 500 sene boyunca Osmanlı hakimiyeti altında kaldı.
  • Resmi dilleri Sırpça ancak Sırpça’da inanılmaz derecede Türkçe kelime var. Bosna’da bile bu denli fazla Türkçe kelimeyle karşılaşmadım.
  • Para birimi Sırp Dinarı(RSD). 1€ = 118RSD. İnsan, Balkanlar seyahati boyunca bol sıfırlı paralarla uğraşınca anlıyor sıfırların atılmasının değerini.
  • Sırbistan’ın batıdan Bosna Hersek, doğudan Romanya ve Bulgaristan, kuzeyden Macaristan, kuzeybatıdan Hırvatistan, güneyden -her ne kadar inkar etseler de- Kosova ve Macaristan, güneybatıdan da Karadağ’dan sınırları olmak üzere oldukça geniş bir alana yayılmış durumda.
  • Sırplar sanırım bölgede komşularıyla en fazla sorun yaşayan millet. Boşnaklara karşı işledikleri insanlık suçu malum. Kosova’yı ülke olarak kabul etmiyorlar. Arnavutlarla da ciddi bir çatışma içerisindeler.

Sırbistan’a Saraybosna’dan Vogošća, Olovo, Kladanj, Vlasenica, Karakaj, Bijeljina güzergahını takip ederek ulaştım. Yol boyunca Republica Sırpska bölgesini takip etmiş oldum. Şansım yaver gitti ve Olovo’dan Bijeljina’ya kadar tek bir araçla ilerledim. Sava Nehri’nin en büyük kolu olan Drina nehri boyunca uzunca bir süre enfes bir manzara eşliğinde ilerledik. Nehir; iki ülkenin sınırı konumunda, bazı şehirlerde köprüler üzerinden yürüyerek sınırı geçebiliyorsunuz.

Bijeljina ismi Srebrenitsa kadar çok duyulmasa da Sırplar tarafından birçok insanın katledildiği bir şehir. Orada hâlâ müslüman nüfus yaşıyor. Ordan Rača sınır kapısına geldim, Bosna Hersek tarafında kadın polis benim bütün yolu otostopla geldiğimi duyunca baya bir şaşırdı, çok üstelemeden de damgayı bastı.

Rača’da Bosna Hersek-Sırbistan sınır kapıları arasında iki kilometrelik bir boşluk var. O yolu yürüyerek geçmek durumunda kaldım. Hayatımda geçtiğim en güzel sınır kapısı yoluydu. Hele ki nehri köprü üzerinden geçerken, tam ortasına geldiğimde heyecanım tavandaydı.

img_3597
Sava Nehri’nin tam ortası. Sağ taraf Sırbistan, sol taraf Bosna Hersek.

Sırbistan sınır kapısına geldiğimde beklemediğim bir şey oldu. Hatırlarsanız, ”Macaristan‘a girişte yanımda birçok belge getirdim ama hiçbir işe yaramadı, soru dahi sorulmadan içeri girdim” demiştim. O belgelerle Sırbistan sınır kapısına gelmesem muhtemelen geri gönderilirdim.

Uzunca bir araç sırasının önüne geçerek pasaportu uzattım ve otostopla geldiğimi falan söyledim. İlk etapta görevli pasaportuma bir göz atıp kenara geçmemi söyledi. Neyse ki belgeleri atmamıştım da hemen çantamdan çıkarıp polise gösterdim. Belgelere biraz göz attıktan sonra başka bir polise durumdan bahsetti, o da beni sorgu odasına aldı.

Çantamdaki her şeyi çıkardım, tişörtümü dahi yukarı kadar çekmemi istedi. Böyle bir ortamda insan inceden tırsmıyor değil. Elimdeki dövizin miktarını sordu, 200 dolar deyince biraz burun kıvırdı. Sonra odadan çıkarttı beni, diğer polislerle falan konuşmaya başladı. Habire kurduğu cümlelerin içerisinde ‘200 dolara’ lafını duyuyorum. O sırada, cebindeki parayı beğenmedikleri için geri gönderildiğini söyleyen bir arkadaş geldi aklıma, beni de geri mi gönderecekler acaba diyorum. Geri gönderse nereye gidecem. 🙂 Belgrad’da evine gideceğim arkadaşın numarasını gösteriyorum hani arkadaşım da var hesabına. Yarım saat, kırk dakikalık oyalanmanın ardından Sırpların en fazla kullandığı o harika kelimeyi söyleyerek pasaportuma giriş damgasını vurdular; ‘Hayde.’

BELGRAD

Otostop çekmeye devam ettim tabi. Orta yaşlı Sırp bir eleman aldı beni, eşi müslümanmış, kaynanasını Bosna’ya bırakmış Novi Sad’a geri dönüyordu. Bölge, sadece ölümler ve katliamlarla anılıyor ama böyle bir yanı da var. Neyse, Novi Sad yol ayrımına kadar götürdü beni, yolda ilerlerken koca bir tabelada Bayburt dinlenme tesisleri tabelası gördüm. İstemsizce güldüm yol boyu. Novi Sad dönemecinin hemen yakınındaydı, ben de araçtan iner inmez oraya yöneldim, harbiden Türkler işletiyormuş. Birkaç saat oturup dinlendim orada, bir sürü Türk kamyoncu geldi gitti, bir tanesi bile almadı beni. 🙂

Hava kararmaya başlayınca yola koyuldum tekrar, Sırp bir arkadaş aldı beni ve Belgrad’a kadar bıraktı. Hava iyice kararmış olduğundan direkt olarak 2013 yılında Budapeşte’de tanıştığım Nikola’nın evine gittim. Nikola efsane bir adam, üç gün boyunca dünyanın kahkahasını attık beraber.

Gezilecek Yerler

Bütün günü yolda harcamış olduğumdan hiçbir yere gidemedim ve iki gün kalmayı düşündüğüm şehirde kalış süremi bir gün uzatmak durumunda kaldım. Nikola’nın evi merkezden biraz uzaktaydı. Otobüsle yarım saatlik bir yolculuk sonrası merkeze ulaşabiliyordum.

Otobüs demişken, burda da bindiğim hiçbir otobüste para harcamadım. Belgrad’da otobüsler bilet usulü çalışıyor. Ben iki üç defa kontrolcülere yakalandım, her seferinde bileti nerden alacağımı bilmediğimi söyledim, onlar da beni şoföre yönlendirdi. Şoförlerde de genelde bilet olmuyordu. Böylece ne bilet parası vermiş oldum ne de bundan dolayı bir ceza yemiş oldum. 🙂

Belgrad, Balkan ülkelerinin en renkli başkenti. Tarihi M.Ö 4. yüzyıla kadar dayanan şehir Osmanlı hakimiyetine 1521 yılında girmiş. ‘Beyaz Şehir’ olarak da anılan şehrin Evliya Çelebiye göre isim anlamı “bakımlı, donanımlı ve taht merkezi olacak yer” imiş.

Gezilerde bahsettiğim yerleri genelde gittiğim sıraya göre yazmaya çalışıyorum. O yüzden en merkezi yerlerden başlamıyor olabilirim.

Nikola Tesla Müzesi

Belgrad gezimin kuşkusuz en heyecan verici yanı Nikola Tesla gibi bir bilim insanını ve çalışmalarını yakından tanıma fırsatı bulmam oldu. İlk ziyaret ettiğim yer de, hayatının ve çalışmalarının bir kısmının sergilendiği Nikola Tesla Müzesi’ydi.

img_3270
Nikola Tesla Müsesi

Müzede saat başı rehber eşliğinde önce hayatının anlatıldığı kısa bir video izletiliyor, daha sonra da alternatif akım ve kablosuz elektrik iletimi ile ilgili yaptığı çalışmaların bir kısmıyla deneyler yapılıyor. Aşağıda kablosuz elektrik akımı ile ilgili deneyin videosu var. Ziyaretçilerin bir kısmına florasan lambalar veriliyor ve Tesla bobini kullanılarak lambalardan bağlantı olmadan ışık saçılıyor.

Nikola Tesla, şu an Hırvatistan topraklarında bulunan Smiljan kasabasında dünyaya gelmiş. Bir rahip olan babası Tesla’nın da kendisi gibi rahip olmasını istemiş ancak küçük yaşta yetenekli olduğunu belli eden Tesla okumayı tercih etmiş ve Graz’daki Politeknik okulunda eğitim hayatına başlamış.

img_3299
Niagara Şelalesi’ni kullanarak elektrik ürettiği çalışmasına ait patent.

Bir dönem Tomas Edison‘un şirketinde çalışmaya başlayan Tesla, alternatif akım ile ilgili fikirlerini Edison’a açınca, boş hayaller peşinden koşmamasına yönelik öğütler almış. Bunun üzerine şirketten ayrılmış.

300’den fazla patenti bulunan, hakkında sayfalar dolusu yazılar yazılabilecek Tesla’nın hikayesini okumanızı öneririm.

img_3300
Büyük mucit Nikola Tesla

Son olarak, müzeyi rehber eşliğinde gezmek isterseniz rezervasyon yaptırmanız gerekebilir. Önceden arayarak isim yazdırabilirsiniz. Girişler 500 RSD ancak ISIC kartı bulunanlar 300 RSD ile girebilir. Gişedeki kadın arkadaşa indirimle ilgili birkaç soru sorduğum için kartım olmadığı halde benden 300 RSD aldı, sanırım kafasını karıştırdım. 🙂

Sveti Sava Katedrali (Hram Svetog Save)

Dünyanın en büyük ortodox katedrali, Belgrad’ın da en gösterişli binası. Ortaçağ Belgrad’ının önemli figürlerinden biri olan ve Sırbistan Ortodox Kiliseleri kurucusu Saint Sava ismiyle anılıyor. 1595 yılında, Osmanlı veziri Sinan Paşa tarafından Saint Sava’nın kutsal emanetlerinin yakıldığı yerde, 1935 yılında yapımına başlanmış ve 1989 yılında inşaası tamamlanmış.

Merkezi kubbesi tam 4000 ton ağırlığındaymış, 49 adet çan bulunuyor ve 18 adet altın kaplamalı hac kubbelere yerleştirilmiş.

img_3267
Sveti Sava Katedrali

Taş Meydan Park (Tašmajdan Park)

Tašmajdan Park; Belgrad’ın en büyük ikinci parkıymış. Roma İmparatorluğu döneminde bu meydanda taş ocakları bulunuyormuş. Osmanlı döneminde de bu ocaklar çalışmaya devam etmiş. İsmini de bu şekilde almış.

Güzel bir dinlenme alanı, içerisinde Aziz Mark Kilisesi bulunuyor. Bu kilisenin de hemen arkasında küçük bir Rus Ortodox Kilisesi var. Meydanın altında mağaralar bulunuyormuş ancak ziyarete açık değil.

Aziz Mark Kilisesi (Crkva Svetog Marka)

Sırp Ortodox Kilisesi olan bu kilise Tašmajdan Park’ta bulunuyor. Sırp-Bizans stilinde Krstić kardeşler tarafından yapılmış. 1940 yılında tamamlanan kilise şehrin en uzun kilisesiymiş.

img_3273
Aziz Mark Kilsesi

İçeriye girdiğinizde ne denli devasa bir yapı olduğunu görmüş olacaksınız. Sırp İmparator Stefan Dušan’ın da türbesi bulunuyor.

img_3272
Kilisenin içerden görünümü

Cumhuriyet Meydanı (Trg republike)

Şehrin kalbi konumundaki meydan. Etrafında Ulusal Müze, Ulusal Tiyatro ve Prens Mihalo heykeli bulunuyor. Meydanda daha önce Stambol Gate dedikleri bir kapı varmış. 1866 yılında yıkılmış ve 1869 yılında da Ulusal Tiyatronun inşasıyla bugünkü görünümünü almış.

img_3613
Cumhuriyet Meydanı

Knez Mihailova Caddesi

Belgrad’ı anlatan blogların tamamında olduğu gibi ben de caddeyi İstiklal Caddesi‘ne benzetmek istiyorum. Tarihi taa Roma dönemine dayanan meydan, her daim kalabalık olan, sayısız kafe ve restoranların bulunduğu capcanlı bir yer.

img_3275
Knez Mihailova

Tarihe tanıklık ediyor olabilirsiniz. Caddeyi hiç bu kadar boş görme şansınız olmayacaktır. Yağmur henüz durduğu sırada caddedeydim. 🙂

Kalemegdan

Knez Mihailova Caddesi’nin sonuna geldiğinizde sizi Kalemegdan karşılıyor. İsmi net olarak belli olduğu şekliyle, kale ve meydan kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş. Kalemegdan geniş bir alana yayılmış, içerisinde Sava ve Tuna nehirlerinin enfes manzarasına hakim olan bir kale, müze, spor alanları ve hayvanat bahçesi bulunan bir park alanı. Fazla vaktim olmadığı için detaylıca gezemedim, belli başlı noktalardan bahsedeceğim.

Kale; milattan önce 3. yüzyılda kurulmuş. Nikola’nın tabiri ile, düşmanlara karşı şehri savunmak için yapılmış ancak her seferinde işgal edilmiş. 🙂

img_3600
Sava ve Tuna nehirlerinin eşsiz manzarası.

Kalemegdan’a yaklaştıkça Pobednik dedikleri bir anıt sizi karşılıyor. Pobednik’in kelime anlamı Muzaffer imiş. Balkan ve 1. Dünya Savaşlarında, Osmanlı ve Avusturya-Macarstan imparatorluklarına karşı elde ettikleri zaferlere ithafen bu anıt dikilmiş.

img_3281
Pobednik

Fotoğrafın sağ tarafından az bir parçası görünen kapı da Kral Kapısı. Parkın içerisinde gezebileceğiniz Ulusal Tarih Müzesi, Askeri Müze, Saat Kulesi, Dizdar Kulesi, Zindan KapısıRužica Kilisesi gibi yapılar da bulunuyor, vaktim olmadığı için detaylıca gezemedim tabi.

Son olarak, Avrupa’nın en eski hayvanat bahçesi olan Belgrad Hayvanat Bahçesi‘ne gidebilirsiniz. Giriş ücretlerini hatırlamıyorum. Bu hayvanat bahçesini diğerlerinden ayıran en önemli özelliği ise 2. Dünya Savaşı’ndan ve NATO’nun Yugoslavya’yı bombalamasından canlı çıkmayı başaran bir timsaha ev sahipliği yapıyor olması. Muja isimli bu timsah ayrıca dünyanın en yaşlı timsahı ve bombalamaların birinde sağ üst ayağını kaybetmiş.

img_3322
Muja

Ada Ciganlija

Şehrin tam ortasında, Sava Nehri tarafında bulunan bir ada. Yapay olarak kıyıya bağlanarak yarımada haline getirilmiş. Özellikle, yazın birçok su sporunun yapıldığı ve plajlarında suya girildiği adayı dinlenmek için ziyaret edebilirsiniz. Ada, popülaritesinden dolayı ‘More Beograda (Belgrad Denizi)’ olarak adlandırılmış ve ‘More BeogrADA’ şeklinde tanıtım sloganı haline getirilmiş.

Ne Yenir

Domuz etine hassasiyeti olanlar için kırmızı et içeren yemek yemelerini önermem. Zira kırmızı etli yemeklerinin tamamını domuz etinden yapıyorlar. Nikola bana Pohovani Kackavalj dedikleri, kızartılmış peynirden yapılan fast food tarzı bir yemek önermişti. Ben genelde bundan yedim.

Onun dışında, Skadarska dedikleri Arnavut kaldırımlarıyla bezenmiş güzel bir sokakta onlarca cafe ve restoran arasından birine gidip yemek yiyebilirsiniz. Fiyatlar bana biraz pahalı geldi.

Toma isimli hamur ürünleri satan yeri ziyaret edip, atıştırmalık bir şeyler almayı ihmal etmeyin.

Gece Hayatı

Belgrad, Balkanların belki de en eğlenceli gece hayatına sahip. Özellikle yaz aylarında sokaklarda adım atacak yer kalmıyormuş. SPLAV dedikleri nehir etrafında kurulmuş yüzlerce club bulunuyormuş. 🙂

Yazıyı Nikola Tesla’nın bir sözüyle bitirmek istiyorum; “bırakın doğruları gelecek söylesin ve herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun; ama uğrunda çok çalıştığım gelecek, benimdir.”

Bir sonraki yazım otostop turumun son durağı olan Kosova hakkında olacak. Görüşmek üzere.

Don’t be afraid, take the roads with GumsN’Shoes.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s