Bolu; Gölcük, Göksu, Gölköy, Abant Kamp Turu

Merhaba,

Gölcük’te yasak olduğu halde kamp kurarken tanımadığım biri tarafından fotoğraflanıp instgram’da paylaşılan, Göksu’da jandarmanın basıp kamp yaptığımız alandan çıkarılan, Gölköy’de sabah uyanır uyanmaz alkol kullanan insanlarla kamp yapılan, Abant’ta beni İstanbul’a kadar getirecek insanlarla tanışılan, Sultanbeyli’de uyuşturucu kullanmış bir elemanın bize selam verip emanet istediği efsane bir hikaye sizleri bekliyor. 🙂

Geçen sene kardeşim ile Karadeniz otostop-kamp turu parolası ile arefe günü yola çıkıp, bir günde yalnızca Bolu Gerede’ye varabildiğimiz, en sonunda da Sinop-Erfelek’te yalnız başıma kamp yapmak zorunda kaldığım efsane hikayenin ardında -ki o hikayeye buraya tıklayarak ulaşabilirsin- daha tecrübeli bir şekilde, bayram trafiğine kalmamak için erkenden yola koyularak yaşadığım bir diğer efsane hikaye ile karşınızdayım.

Dediğim gibi tecrübeye dayanarak bayram trafiğine kalmamak için danışman hocamdan da izin alarak bir gün öncesinden yola koyuldum. Sabah erken saatlerde Harem-Gebze dolmuşu ile Gebze’ye varıp ordan otostop çekmeye başladım. Beş saatlik yolu oniki saatte ancak kat ederek Bolu’ya vardım. Planım ilk iki günü Yedigöller’de geçirmekti. Zaten Bolu’ya geç saatlerde varmamın üstüne bir de Yedigöller’e gitmek için yanlış bir yola girmem ve asıl yola gidene kadar neredeyse iki saat daha kaybetmem yüzünden o geceyi merkezdeki Eratay adındaki ucuz bir otelde geçirmek zorunda kaldım.

Ertesi sabah da Gölcük’e gitmeye karar verdim. Hafta boyunca Gölcük ve Abant’a belli sayıda otobüs var. Gölcük Abant’a kıyasla şehir merkezine daha yakın. Normalde ücretli olan girişler bayram dolayısıyla ücretsizdi.

GÖLCÜK
Girişte otobüste olduğumdan görevli, çantama bağlı olan çadır ve mat’ı görmedi. Gölcük Milli Parklar statüsünde ve çadır kurmak yasak. Ben de, aslında bir tabelada çadır kurmanın yasak olduğunu gördüğüm halde görmezden gelerek çadır kurabileceğim bir nokta bulmaya çalıştım. Çok da göz önünde olan bir noktaya çadırımı kurdum. Çadırı kurduktan sonra biraz aşağıda bulunan köye gidip yemeklik bir şeyler alarak döndüm. Yanımda ilk defa, ocak, tencere-tava, çaydanlık götürdüğüm bu kamp turunda ilk iş olarak yemek için pilav yapmaya koyuldum. Yemeği yedikten sonra hava karardı, ben de çayımı yapıp bir süre kitap okuduktan sonra uyumaya geçtim. 🙂

Kurbağa sesinden rahatsız olanlar için gölün hemen yanına kamp kurmayı tavsiye etmiyorum. Kurbağa sesine dayanırım diyorsanız güne aşağıdaki gibi başlayabilirsiniz.

img_1513
Güne merhaba.

Güne merhaba dedikten sonra kahvaltı yapıp keşif için yola çıkmayı planlıyordum. O ara görevlinin birisi gelip burda çadır kurmanın yasak olduğunu söyledi. Geceden beridir kaldığımı söyleyince şaşırdı. Geceleyin görevliler dolaşıyormuş, beni görseydiler muhtemelen çadırımı toplatırlardı. Görevli arkadaş en son ”çadırını gölün kenarına değil de yukarı taraflara kur da seni görmesinler” dedi ve gitti. Bu arada Gölcük’ün geceleyin ayıların da çöpleri karıştırmak için uğradığı bir yer olduğunu belirtmem gerek. Yerel kanallara da konu olmuş.

GÖKSU
Kahvaltıyı yaptım, şimdi sırada keşif var. Görevli de gelip uyardıktan sonra çadır kurabileceğim bir alan bulmaya çalıştım. Gölcük Milli Parkı’nın girişinde Göksu tabelası gözüme çarpmıştı. Gölcük’ten 20-25 km uzaklıkta olan bu yere otostop ile gittim. O bölgede özel işletmeye açılmış bir alan var, çadırlı giriş günlük 25tl civarında. Ben tabi o parayı vermek istemediğimden ücretsiz bir nokta arayışındaydım. Özel alanın tam karşısında, yani gölün diğer tarafında ise kaçak giriş yapıp balık tutmak için kamp kuranları görünce Gölcük’e dönüp çadırımı toplayıp tekrar oraya döndüm.

Gölcük’ten ayrıldıktan birkaç gün sonra farkettiğim, benim için seyahatimin en heyecan verici olayı ise kamp fotoğrafımın tanımadığım biri tarafından benden habersiz fotoğraflanıp instagrama atılmasıydı. Fotoğrafı instagrama atan arkadaş altına da ”fotoğrafı sizden habersiz çektim bayım, hesabımı güzelleştirdiniz” yazmış. Boşuna demiyoruz yollar sürprizler ve anılarla doludur diye. 🙂

img_1591
Haberim olmadan çekilen fotoğraf.

Göksu’ya geldim. Yerel halk orayı Aladağlar olarak biliyor. Kaçak yere giriş yaptım, ordaki insanlarla konuşup çadırımı kurdum. İki defa gidip gelmenin verdiği yorgunluğu üzerimden atmak için çadırımın içine girdim ve tam kafamı yastığıma koydum ki dışarda bir siren sesi; jandarma. 🙂 Çadır kurduğumuz alana yakın köylülerin şikayeti üzerine bizi çıkarmaya geldiler, bir süre uğraştık ancak başarılı olamadık ve henüz daha dinlenmeden çadırı toplamak zorunda kaldım. Sakarya’dan dolmuşla balık tutmaya gelen iki gencin dolmuşuna binerek kamp kuracak başka bir nokta bulmaya çalıştık. Bir süre Göksu etrafında dolaştıktan sonra oralarda balık tutan başka biri tarafından önerilen Gölköy’e doğru gitmeye karar verdik. Gölköy, Göksu’dan 50km uzaklıkta bir baraj gölü.

GÖLKÖY
Gölköy’e vardığımızda hava kararmıştı. Acele bir şekilde çadırımı kurdum, arkadaşlarla biraz sohbetin ardından uyumaya geçtik.

Gölköy, Bolu’nun 10 km batısında bulunuyor. Etrafta çok fazla balık tutmaya ve piknik yapmaya gelen insanlar oluyor. Pek fazla balık bulunduğunu da söyleyemeyeceğim. Kendi açıma kamp kuracağım bir yer değil de işte el mahkum 2 gece orada konakladık. Sabah uyanır uyanmaz, gece uyuyana kadar alkol kullanan arkadaşlarla hiç içmeyen biri olarak kamp yapmak zor olsa da üstesinden geldik. 🙂

IMG_1536

ABANT
Gölköy’de iki gece konakladıktan sonra Abant’a doğru gitmek üzere yola çıktım. Gölköy’den Abant’a gitmek için beni İzzet Baysal Üniversitesi’ne yönlendiren navigasyonun azizliğine uğrayarak güne başlamış oldum. Fazladan onlarca kilometre yol yürüyüp, saatler kaybettikten sonra Abant’a ulaştım.

IMG_1596

Abant’ta yine üfürükten bir alanı çadır kurulması için işletmeye açmışlar. O kadar kötü bir yer ki, çadır kuracak düzlük alan yok, çalı çırpı toplanmamış, özensiz, düzensiz. Kamp noktamız olsun maksadıyla, espirisine bir yer yapılmış.

Kamp alanını bulmaya çalışırken tepede bir noktada kurulmuş bir çadır gözüme çarptı. Kamp alanından memnun kalmadığım için o noktaya gitmeye karar verdim. Vardığımda çadırda kimsenin olmadığını fark ettim. Hemen yanına bir yerlere çadırımı kurup Abant keşfine çıktım. Maalesef ülkemizin tahrip edilmeyecek doğa noktası bırakmama politikası burada da işlemiş. At koşturmalar, oteller, at arabaları, kamp alanı vs. her şeyi bu noktaya sığdırmayı başarmışlar.

IMG_1584
çadırı kurduğum yer.

Abant etrafında bir tur attıktan sonra kamp noktama geri döndüm ki diğer arkadaşların da geri dönmüş olduğunu gördüm. Dönüşte yemek yerken yakaladım onları ve yemeklerine ortak oldum. Bir süre sohbet ettikten sonra geri dönüş planı yaptıklarını öğrendim. Araçları ile gelmişlerdi, beni de geri dönmeye davet edince 3-4 günlük yorgunluğun karar vermemde etkili olması ile hemen atladım tabi. 🙂

Toparlanıp yola çıktık, İstanbul’da Sultanbeyli’ye geldik gece 1.30’da. Sultanbeyli Üsküdar arasında çalışan aracın da 2.30’da hareket edeciğini öğrendik. Arkadaşlar beni durakta bırakarak gitmek istediler, araçtan inip vedalaşıyorduk ki yanımıza uyuşturucu kullanmış elemanın birinin gelip emanet istemesiyle dumura uğradık. 🙂 10-15 dk elemanı bizde emanet olmadığını ikna etmeye çalıştık, bir şekilde ikna olup yanımızdan ayrıldı. Arkadaşlar da bu elemanların tekrar geri gelmesi ihtimaline karşı beni yalnız bırakmadı sağolsun.

Bir kamp yolculuğunu da böylelikle bitirmiş olduk.

don’t be afraid, take the roads with GumsN’Shoes.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s