Trabzon Gezi Rehberi

Merhaba,

Yazıma Trabzon’da yaşanmış bir hikaye ile başlamak istiyorum. Trabzonlular d’yi t olarak telafuz eder. Okuma yazmayı yeni öğrenen çocuğun biri kâğıda peçede yazar, babası da uyarır; ‘uşağum tete’nin t si değil taş’ın t’si. 🙂

Aslında Çanakkale ve Konya gezilerimizden önce yaptığımız Trabzon gezisi ile ilgili yazma fırsatı bulamamıştım. O şehirleri bitirdikten sonra Trabzon hakkında da yazmak istedim.

Ayhan ile çıktığımız ilk durak Trabzon’du. Kendisi Trabzonlu olduğundan şu anda Bursa’da olan dedesinin evini ayarlamamız hiç zor olmadı. Trabzon’da 4-6 Mart tarihlerinde bulunduk. Hava soğuk ve yağmurluydu, hatta Uzungöl’de kar yağışı ile karşılaştık.
Trabzon’a sabah erken saatlerinde ulaştığımız için çantalarımızı bıraktıktan sonra hemen dolaşmaya koyulduk. İlk iş kahvaltı niyetine mıhlama(kuymak) yiyebileceğimiz bir yer aramak oldu. Bir şekilde Boztepe’ye çıkmaya karar verdik. Boztepe sadece Trabzon’u kuşbakışı görmenizi sağlayan bir yer, pek bir hikayesi yok. Boztepe’de kahvaltımızı yaptıktan sonra Uzungöl’e doğru yola koyulduk.
IMG_20170304_153136_957

O tarihlerde Uzungöl’de kar yağıyordu ve bomboştu. Şehirde Arapça konuşan tek kişi bendim ki Uzungöl’ü bu tarihlerde gezmenin daha mantıklı olacağına kanaat getirdik. Şansımıza o gün sisten dolayı istediğimiz fotoğrafları çekemesek de Uzungöl gezilip görülmesi gereken bir yer.

Tek başına gezmemenin en kötü yanlarından birisi de; bazı durumlarda yapmak istediklerinin kısıtlanıyor olması. Misal; ben Uzungöl’e otostop ile gitmeyi yeğlerken, arkadaşlar ucuz olduğu için dolmuş kullanmakta ısrar edebiliyor. Bu durum benim pek hoşuma gitmese de Çömlekçi denen yerde dolmuşa binerek Uzungöl’e ulaştık.

IMG_20170304_212659_604.jpg

O tarihlerde Uzungöl’de kar yağıyordu ve bomboştu. Şehirde Arapça konuşan tek kişi bendim ki Uzungöl’ü bu tarihlerde gezmenin daha mantıklı olacağına kanaat getirdik. Şansımıza o gün sisten dolayı istediğimiz fotoğrafları çekemesek de Uzungöl gezilip görülmesi gereken bir yer.

IMG_20170305_185444_494.jpg

Gezilerimiz genelde yemek üzerine kurulduğu için Trabzon’a da gitmeden önce Akçaabat köftesi ve Hamsiköy sütlaçlarından haberdar olduk elbette. Ancak ilk gün daha önce Porto’da staj yaptığım sırada tanıştığım Trabzonlu arkadaşım Akçaabat’a gelmek istemediği için kendisinin önerdiği Pekünlü Merkez Pideye gittik. Normal pidelerden farklı, gayet lezzetli ürünleri vardı. Biz 3 kişi 3 farklı pide isteyip bölüşerek yedik ki her birini tatmış olalım. Tatmanızı tavsiye ederim.

Ardından Trabzon merkezinde iyi sütlaç yapıyor denilen Uğur Usta’ya gidip sütlaçlarımızı yedik, orayı da tavsiye ederim, sütlacı gayet lezzetliydi.

Ertesi gün de Sümela Manastırı’na gitmek için yola koyulduk. Yine Çömlekçi’den Maçka’ya kadar dolmuş ile gelip geri kalan yolumuzu otostop ile aldık. Maçka Sümela arasını doğa güzelliğini farketmek açısından yürüyerek geçmek gerekiyor aslında. Yolun tamamını yürüyerek alamadık tabi, zira 18 km’lik bir mesafeden bahsediyoruz ancak yürüyerek aldığımız kısımların daha zevkli geçtiğini söyleyebilirim. Yanı başınızdan sürekli olarak akan nehre zıt yönde ilerlemek benim açımdan eğlenceliydi.

Trabzon’a doğru uçarken Anadolu Jet’in aylık dergisinde şans eseri Sümela Masantırı’nın tadilatta olduğunu öğrenmiştik, buna rağmen o yolu yürümekten geri durmadık. Bu ihtişamlı yapıyı 300 metre öteden görmem bile dağın tepesine bu yapıyı nasıl bir inanmışlığın inşaa ettiğini sorgulamama yetti.

Geri dönüşümüzü otostop ile gerçekleştirdik. Geri dönerken Hamsiköy sütlacını yerinde, yani Hamsiköy’de yemeye karar verdik. Hamsiköy yol ayrımına kadar aracın biriyle gelip tekrar yürümeye başladık. Yarım saatlik bir araç durduramamanın getirdiği endişe etrafımızı yavaş yavaş sarıyordu ki aslında İstanbul’da yaşayan, bir iş için orada bulunan bir abimiz bizi aracına aldı. Hamsiköy ayrımı dediğimiz yol bir anayol değil, yani çok fazla araç geçmiyor. Zigana’nın eteklerindeki köyleri birbirine bağlayan küçük bir yol. Bu abimiz Hamsiköy’den önce bizi kardeşinin muhtar olduğu bir köye götürüp kıraathanede çay ısmarladı. Ardından Hamsiköy’e götürerek sütlacımızı ısmarladı. Ordan da ayrıldıktan sonra ‘bizim köyün sütlacı daha iyi’ diyerek kendi köyüne götürüp orda bir sütlaç daha ısmarladı. En sonunda Trabzon merkeze dönen bir araca bindirerek bizden ayrıldı.

Ordan merkeze geldikten hemen sonra Akçaabat arabasına atlayarak meşhur köfteleri yemeye gittik. İsim yapmış olan Cemil Usta köftecisinden değil de ara sokakta bulunan küçük bir dükkanı olan Komaroğlu’nda yedik. Cemil Usta ile kıyas yapamayacağım ancak köftesi gayet lezzetliydi ki kesinlikle öneririm.

Hava koşulları ve vakit darlığı sebebiyle maalesef yaylalara gidemedik, o konu hakkında pek bir bilgilendirme yapamıyoruz o sebeple.

Sıradaki durağımız Bursa olacak. O zamana kadar hoşçakalın.

Son olaraka yağtığımız videoyu izlerseniz seviniriz.

don’t be afraid, take the roads with GumsN’Shoes.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s